İstanbul’a yerleşen Yunanlar azalan Rum toplumu için de taze kan | TURKISH GREEK NEWS-Yunanistan Haberleri,Τουρκικά Νέα,Τουρκικές ειδήσεις,Ελληνοτουρκικές ειδήσεις,Türk-Yunan Haberleri

İstanbul’a yerleşen Yunanlar azalan Rum toplumu için de taze kan

Yunanistan’dan İstanbul’a göç edenlerin sayısı günden güne artıyor.

 Halen İstanbul’da 800 civarında Yunanistan göçmeninin yaşadığı tahmin ediliyor. İstanbul’daki Yunanistan göçmenlerinin kurduğu ‘Hava Baba’ adlı bir platform da var. RUMVADER’den Marina Drymalitou ve Yunanistan göçmenleriyle yaşadıkları sorunları ve beklentilerini konuştuk.

Türkiye uzun yıllar özellikle Avrupa’ya göç veren ülke konumundaydı. Bu durum 2000’lerde değişti ve Türkiye aynı zamanda göç alan hedef ülke konumuna geldi. Vaziyet komşu ülke Yunanistan’da biraz farklıydı. Yunanistan, 2008 ekonomik krizinden çok zarar görmüş ve tüm ekonomik dengeleri değişmişti. Ekonomik büyümenin yıllardır durduğu ülkede işsizlik 2014’te yüzde 26.3’e yükseldi. Özellikle gençler için iş fırsatlarının sıfıra yakın olduğu Yunanistan’dan yoğun göç başladı. Aralarından bazıları göç etmek için Türkiye’yi ve özellikle İstanbul’u seçti. Bu gelişimi kendisi de Atina’dan 2007’de göç eden ve şu an RUMVADER’DE proje koordinatörü olarak çalışan Marina Drymalitou ile konuştuk.

Rumlarla ilişkiler

Yunanistan’dan İstanbul’a göç edenlerin resmi kaydı olmamakla beraber Drymalitou elindeki bilgilerle bu sayının 800’e yakın olduğunu tahmin ediyor. Bu sayı az görünse de, 2500 kişiye kadar gerileyen Rum cemaati için şüphesiz büyük önem taşıyor. Göç akımının devam edip etmeyeceği belirsiz. Fakat Türkiye özellikle kalifiye çalışanlar için güzel imkânlar sunan bir ülke. Bu böyle oldukça gerek Yunanistan gerekse başka ülkelerden göçün de devam edeceğini tahmin edebiliriz. Her zaman Yunan toplumunu daha çok entegre etmenin yolları olduğunu söyleyen Drymalitou söze şöyle devam ediyor: “Rumlar gelen Yunanlıları her daim olumlu karşıladı ve onların buraya gelip yaşam kurma inisiyatiflerine çok saygı duydu. Yunanlılar ise Rumlardan onların göç etmeleri ve burada yeniden hayat kurmaları için daha çok yardım bekliyor. RUMVADER olarak bizler de yeni gelenleri karşılamak için etkinlikler organize ediyoruz.”

‘Hava Baba’

Göç eden bir grup Yunanlı tarafından 2008’de kurulan ‘Hava Baba’ topluluğu da ortak bir platform oluşturma amacıyla kuruldu. Asıl adı ‘Aera Patera’ olan ve Yunanca’da ‘Yaşasın’ gibi bir anlam taşıyan grup kuruluşundan bu yana birçok Yunanın İstanbul’a entegre olmasında yardımcı oldu. Bir kısmı Yunanistan’a ya da başka yerlere dönmüş olsa da grubun şu an 150’den fazla üyesi bulunuyor.  Türkiye’deki Yunanlıları buluşturan tek oluşum olan ‘Hava Baba’nın henüz tüzel bir statüsü yok; sadece bir arkadaş grubu. Her Salı akşamı İstanbul’un farklı mekânlarında buluşan topluluk, bunun yanı sıra Rum Cemaati’yle ortak etkinlikler de yapıyor. Drymalitou’ya göre göç eden Yunanlılar Türk vatandaşı olmadıkları için Rum Cemaati kurumlarında resmi roller alamazlar ama buna rağmen Rum toplumuna katkı sağlayabilirler.

Maria Zaharaki:
‘Türkler diğer yabancılara göre bize karşı daha samimi’

‘Hava Baba’ topluluğunun şimdiki başkanı olan Maria Zaharaki 9 senedir İstanbul’da yaşıyor. Çalıştığı televizyon kanalı olan Alpha TV’nin İstanbul’da bir muhabire ihtiyaç duyması ve onun da biraz Türkçe bilmesi nedeniyle Atina’dan İstanbul’a taşınan Zaharaki, şimdi bir başka Yunanistan TV kanalı olan Ant-1’in İstanbul muhabiri olarak gazeteciliğe devam ediyor.

“İlk zamanlar geri dönmek istiyordum, yaşam şartları çok zordu. Her şey bana çok farklı geldi. Hani derler ya müzik, yemek ve kültürümüz çok benziyor. Bence o kadar da yakın değiller birbirlerine. Evet, ortak şeylerimiz var ama yaşarken anladım ki aslında iki ayrı ülkeden söz ediyoruz.  Başta çok pahalı geldi bana burası; Türkiye’nin daha ucuz olmasını beklerdim. Burada yaşamaya param yetmiyordu. Geri dönmedim çünkü İstanbul’a gelmek benim için bir hayaldi. Bu hayal için savaşmam gerekiyordu. Zaten dedikleri gibi başlangıç her zaman zordur, sonra o kadar ağır gelmemeye başladı. Her şeye rağmen İstanbul’u seviyorum ve şimdilik dönmeyi düşünmüyorum.

Başta Yunan arkadaşlarım vardı, sonra Rumlar ve Türklerle de arkadaşlık kurmaya başladım. Türkler bana çok samimi davrandılar. Bence diğer yabancılara göre biz Yunanlılara karşı daha samimiler. Biz okulda Türkleri düşman olarak görüyoruz, onlar da Yunanlıları düşman olarak görüyor. Bu düşünce önyargıya sebep oluyor. Fakat tanışınca anlıyoruz ki biz düşman değiliz, hatta birçok halka kıyasla daha yakınız. Kültür tam olarak nedir ben bilemiyorum ama mesela İngilizlere kıyasla kendimi Türklere daha yakın hissediyorum.”

Sotiri Tsoulos:

‘Rum toplumundan habersizdim’

Yunanistan’daki kriz yüzünden 2012’de işinden ayrılıp göç etmek zorunda kalan Sotiri Tsoulos, halen uluslararası bir şirketin Türkiye yönetici ortağı. Başta Türk iş arkadaşları sayesinde İstanbul’a entegre olan Tsoulos, kısa süre sonra ‘Hava Baba’yı keşfetmiş. Tsoulos, toplantılara çok sık katılmasa da ‘Hava Baba’  üyeleriyle iletişim içinde.

“İstanbul’a gelene kadar burada bir Rum cemaati olduğundan habersizdim. İnanır mısınız, Rumları İstanbul’a geldikten bir yıl sonra tanımaya başladım. Tarabya’da oturduğum için özellikle Yeniköy’deki Rum Kilisesi’ne gitmeye başladığımda Rumlarla karşılaşmaya başladım. 

Hayatımı burada devam ettirme kararı aldığımda açıkçası pek beklentim yoktu. İstanbul çok zor bir şehir. Boğaz’da kahvaltı etmek gibi çok güzel özelliklere sahip, ama buna benzer birkaç şey dışında çok yorucu bir şehir. Trafik her anlamda hayatı engelliyor. Yine de İstanbul’u seviyorum ve burada kalmayı düşünüyorum.” 

 

Konstantinos Travlos:
‘Rum-Yunan ayrışmasını sevmiyorum’

Konstantinos Travlos lisans eğitimini Atina’da tamamladıktan sonra doktora eğitimi için ABD’ye gitti ve 2013’te Illinois Üniversitesi’sinden doktorasını aldı. Akademik hayatına ABD’de başlayan Travlos, kısa süre sonra İstanbul’a göç etti. Travlos, halen Özyeğin Üniversitesi’nde siyaset bilimi yardımcı doçenti olarak ders veriyor. 

Doktoranızı bitirdikten sonra neden Yunanistan’a dönmeyip İstanbul’a gelmeyi tercih ettiniz?

“Ben Yunanistan ve ABD vatandaşıyım ama Yunanistan’da büyüdüm. Aldığım diploma bana pek çok kapı açıyordu bu yüzden de seçeneğim çoktu ama aklımda iki seçenek vardı: ABD’de iyi bir iş bulmak ya da evime yakın bir yerde iş bulmak çünkü o zamanlar Yunanistan’ı özlemiştim. Türkiye, daha doğrusu Özyeğin Üniversitesi kriterlerimin çoğuna uydu çünkü yeterince iyi bir iş teklifiydi ve Yunanistan’a da yeterince yakındı.

Soyağacınızda Türkiye’den göç eden kimse var mı?

Anne tarafım Pontuslu Rum. Onlar ülkeyi 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı’nda terk edip, Gürcistan’a göç etmişler. Yani burayla bazı bağlantılarım var ama o kadar eskiler ki artık geçersiz sayılabilirler. Benim buraya göç etmem bir ‘eve dönüş’ değildi. Buraya dönen birçok arkadaşım için durum farklı; onların aileleri etnik temizlik kurbanı olmuşlar. Onlar için Türkiye’ye gelmek çok hassas bir mesele. 

Her Yunan gibi burada bir Rum toplumu olduğunu biliyordum. Yunanistan’da buradan göç eden çok insan yaşıyor. Hatta İstanbul’daki Rum toplumunun çoğu artık Yunanistan’da yaşıyor. Zaten bu durumdan haberdar olmam İstanbul’u tercih etme sebeplerimden biriydi.

Yunan olduğunuz için Türkiye’de kötü bir tepkiyle karşılaştınız mı?

Ben hiç böyle bir şey hissetmedim. Tanıdığım Tükler çok samimi davranıyorlar. Çekmeköy gibi kozmopolit olmayan bir yerde bile aldığım tepkiler genelde pozitifti. Bana Rum Cemaati’nin anlattığı bazı kötü hikâyeler var tabii ki. Cemaat olarak çok dikkat çekmemeye çalışıyorlar. Bu da azınlık olup uzun süre zulüm gören bir toplum için çok doğal bir refleks.

Sizce Rum toplumu ve İstanbul’a göç edenlerden oluşan Yunan toplumu arasında ne gibi farklılıklar var?

Ben Rum-Yunan ayrışmasını sevmiyorum. Bunu tamamıyla politik buluyorum. Anlamanız gerekiyor ki Rum-Yunan ayrıştırması tamamen Kemalist bir icat. Kemalizm ile beraber ortaya çıkmış ve tek amacı buradaki topluluğu Yunanistan’dan izole etmek olan bir olgu. Teknik olarak benim ailem de 1878’e kadar Rum’du. Teknik olarak tüm Yunanlılar Osmanlı zamanında Rum’du. Sonra da Yunanistan’dakiler 1825’teki bağımsızlıkla beraber Yunan oldular. Buradaki Rumlar ise bu durumu içselleştirmiş durumda. Bu çok doğal çünkü zamanında devlet sana “Ya Rum olacaksın ya da kovulacaksın” derse sen de Rum olmayı kabul edeceksin.

Asıl soruya dönecek olursak, Rum toplumu çok eski oysa Yunan toplumu çok daha yeni. Belki de bu durum onların çok entegre olmamasının nedenidir. Mesela ‘Hava Baba’ Yunanlılar tarafından kurulmuş bir grup. Rum toplumu ise kurumları aracılığıyla hareket ediyor. Kilise vakıfları ve okullar en önemli araçları. Bir de dil farkı var, Rum toplumundaki herkes Yunanca konuşmuyor. Rumca ve Yunanca arasındaki farktan bahsetmiyorum. Rumca modern Yunancadan pek de farklı değil, bir diyalekt farkı var sadece. Mesela Pontus Rumcası için durum farklı; onu konuşan birini anlamak çok daha zor. Anneannem Pontus Rumcası konuştuğunda aileden kimse onu anlamıyor.

İstanbul Rum Cemaati sizce nasıl gelişebilir?

Bunu söylemek üzücü ama Rum toplumu yok olmakta olan bir toplumdur. Bunu bir siyaset bilimci olarak söyleyebiliyorum. İstatistiksel olarak 100 yıl sonra burada Rum kalmayacaktır. Rum Patriği buradaki yerini koruyabilir ama Rumca konuşan kişi sayısı 200’e düştüğü zaman geriye bir şey kalmayacak. Ben umut ediyordum ki krizle beraber Yunanistan’dan Türkiye’ye yeterince göç sağlanır ve bu durum Rum toplumunu tekrar canlandırır. 

Anna Despas:
‘Kendimi Ermenilere çok yakın hissediyorum’

Anna Despas ailesiyle birlikte geçen yıl Ağustos ayında Kastoria’dan İstanbul’a göç etti. Özel bir ana okulunda İngilizce öğretmeni olan Despas, Şişli Bomonti’de ikâmet ediyor.

“Selanik’ e yakın küçük bir şehir olan Kastoria’dan geldik. Krizden sonra Kastoria’da ekonomik durum çok kötü oldu. İstanbul’da iş bulunca ailecek buraya geldik. Hayat burada da biraz zor ama biz Yunanlar kolay uyum sağlayan insanlarız. Bize yardımcı olan kimse olmamasına rağmen bu şehre de kolayca alıştık. Çocuklarımızı da hayata adapte edip, Zoğrafyon Lisesi’ne yazdırdık. Okulun imkânları sınırlı olsa da çok iyi bir okul. Öğrencilerine Yunan eğitimi veriyor. Bu da çocuklara yardımcı oluyor. Bir yandan Türkçe de öğreniyorlar.

Bense bir ana okulunda çalışıyorum. Benim için güzel bir deneyim olduğunu söyleyebilirim.

İstanbul’a ilk ayak bastığımda kendimi buraya ait hissettim. Önceleri Levent’te yaşıyordum. Herkes bize iyi fakat mesafeli davranıyordu. Şimdi Şişli Bomonti’ye taşındık ve Ermenilerle iç içe yaşıyoruz. Kendimi Ermenilere çok yakın hissediyorum. Bence kültürlerimiz çok yakın.

Günlük hayatım Türklerle iç içe geçiyor. Türkler bize yakın davranıyor ama evlerine davet edecek kadar da yakınlaşmıyorlar. Bazen onların kendi aralarında kalmak istediklerini hissediyorum. Bu noktada ‘Hava Baba’ kulübü bizi çok mutlu ediyor. Onlarla ortak bir şeyler paylaşmak, Yunanca duyuyor olmak bile mutluluk verici.

Babam geçenlerde bana büyükbabasının burada yaşayıp, burada öldüğünden bahsetti. Henüz Patrikhane’ye gidip onların ölüm belgelerini bulma fırsatım olmadı. Benim buradan göçen kimsem olmamasına rağmen kendimi evimde gibi hissediyorum. Tarihi mekânları ziyaret ettiğimde kendimi Bizans kültürünün bir parçası gibi hissediyorum.” (www.agos.com.tr / Aleksia Kotam)