
Mütekabiliyet var mı,yok mu?
Sonda söylemem gerekeni hemen baştan söyleyeyim ki hoşunuza gitmezse okuma zahmetine katlanmayın: Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı ile İstanbul Rum Ortodoks azınlığı arasında eskilerin mütekabiliyet dediği, günümüz Türkçesi’nde karşılıklılık denilen, Yunanca’da αμοιβαιότητα, Frenk dillerinde reciprocity/réciprocité denilen şey yoktur.
Elbette mütekabiliyet kavramı uluslararası ilişkilerin ve uluslararası hukûkun en önemli kavramlarından biri. Hatta uluslararası hukûkun bir mütekabiliyet hukûku olduğunu ileri sürenler var (bkz. Emmanuel Decaux, La réciprocité en droit international, Paris, 1980). Savaş hukukundan ticari hukuka, vize meselelerinden gümrük konularına, mütekabiliyet hakikaten de uluslararası ilişkilerin temelini oluşturmakta. Devletler diğer devletlerle ilişkilerini bu temele oturtmaktalar.
Ancak bu ilkenin uygulanmasında iki çok önemli istisna var. Bu istisnalar ilkenin konumuz dâhilinde varlığını engellemekteler.
Birincisi, insan hakları söz konusu olduğunda mütekabiliyet ilkesi uygulanamaz. Diğer bir deyişle herhangi bir Devlet, başka bir Devletin İnsan haklarını ihlal ettiği gerekçesi ile insan haklarını ihlal etmeye kılıf uyduramaz. Azınlık konularıyla ilgilenenlerin çok iyi bildiği gibi, azınlık hakları genel insan haklarının bir parçası, hatta alt grubudur. (Zaten azınlık haklarının üst limiti de insan haklarıdır, yani talep edilen herhangi bir azınlık hakkı bireysel insan haklarına aykırı ise o hak verilemez). Dolayısıyla adı geçen iki azınlığa ait bireylerin haklarının gasp edilmesi, çiğnenmesi mütekabiliyet bahanesine sığınamaz. Bu hakların arasında elbette Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü, ayırımcılık yasağı gibi Azınlıkları doğrudan ilgilendiren haklar da vardır.
İkinci istisna daha da belirgin: mütekabiliyet esası, Devletler tarafından kendi vatandaşlarına uygulanamaz. Diğer bir deyişle herhangi bir Devlet, başka bir Devlet vatandaşlarının hakkını gasp ediyor, cezalandırıyor bahanesiyle kendi vatandaşlarını aynı uygulamaya tâbi tutamaz. Türkiye’nin, Türkiye vatandaşı Rumlara ders kitabı dağıtılmasına engel olması, Yunanistan devletine Yunanistan vatandaşı Türklere ders kitabı dağıtılmasına engel olma hakkını vermez. Ya da Yunanistan Devleti Yunanistan vatandaşı Türklere mal edinimi konusunda zorluk çıkarıyorsa, aynı uygulamayı, intikam almak için ya da baskı kurmak için Türkiye, kendi vatandaşı Rumlara yapamaz. Burada da mütekabiliyet yoktur.
Lozan Antlaşmasının mütekabiliyeti kurumsallaştırdığı düşünülen 45. Maddesi oldukça sorunlu bir maddedir. Aslı Fransızca olan maddenin orijinal metindeki Türkçe çevirisi şöyledir : “İşbu Fasıl Ahkâmı ile Türkiye’nin gayri müslim akalliyetleri hakkında tanınan hukuk, Yunanistan tarafından dahi kendi arazisinde bulunan müslüman akalliyet hakkında tanınmıştır”. Rahatlıkla görüleceği gibi mütekabiliyet azınlıklar arasında değil, adı geçen devletlerin yükümlülükleri arasındadır. Kaldı ki net bir dengesizlik de görülebilir. Madde herhangi bir azınlığı belirtme ihtiyacı hissetmeden Türkiye’nin bütün gayri Müslimlere haklar tanıdığını belirtirken (Ekalliyet / Azınlık kelimesi çoğul kullanılmıştır), Yunanistan’da tek bir Müslüman azınlık zikredilmiştir. Bu durumda azınlıklar arasında sanıldığı gibi mütekabiliyet olsaydı, örneğin Türkiye Süryanileri ile Yunanistan Müslümanları arasında paralellik kurulmuş olurdu ki elbette bu da çok saçma olurdu.
Uzun lafın kısası, Lozan’a göre Yunanistan ve Türkiye, kendi vatandaşlarına karşı sorumludurlar. Bu kadar...
Samim Akgönül






mütekabiliyet
Samim Hocam,"Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı ile İstanbul Rum Ortodoks azınlığı arasında eskilerin mütekabiliyet dediği, günümüz Türkçesi’nde karşılıklılık denilen, Yunanca’da αμοιβαιότητα, Frenk dillerinde reciprocity/réciprocité denilen şey yoktur" fikrinize katılıyorum.
Mütekabiliyet olmamasına rağmen neden ama taraflar ve kişiler mütekabiliyet varmış gibi davranıyor?Ben bunu doğru bulmuyorum. Gümülcine merkezli haftalık Gündem gazetesinin sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Hülya Emin, Basın İlan Kurumunun, İstanbul'da yayımlanan ve Rum azınlığın 86 yıllık gazetesi olan Apoyevmatini ile diğer azınlık gazetelerine, ülkenin mevzuatını zorlayarak, pozitif haklar tanıdığını belirterek, "'Bence destek olmalı da. Azınlık gazeteleri hiçbir şekilde çoğunluk gazeteleri ile rekabet edebilecek güce sahip olamaz, bu mümkün değil. Bu gazeteler desteklenmeli. Pozitif ayrımcılık sağlamak budur. Böyle bir şeyin yaşatılması için destek verilmesi güzel bir şey'' diyor. Türk-Yunan ilişkileri ile ilgili Wikileaks belgelerine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına yardımcı olması için Atina'dan Batı Trakya Türk Azınlığı'nı ilgilendiren konularda adım atılmasını istemiş. Daha bir sure önce de Türkiye’nin azınlık vakıfları mallarının iadesine ilişkin kararından sonra Batı Trakya’da Türk vakıflarının malları gündeme gelmişti. Batı Trakyalı Türklerin sanırsam kendi doğal haklarını hatırlamaları için Türkiye’nin benzerini Rum azınlığa uygulaması gerekiyor.Acaba Türkiye Rum azınlık için vakıfların iadesi kararını almasaydı Batı Trakya’daki Türk azınlık vakıflarının mallarının iadesini istemeyecek miydi? Haklar bir kere mütekabiliyet konusu olunca bu kısır döngüden çıkmaz zor."
Yeni yorum gönder