
Yıl 2792

Lale Alatlı
Yıl 2792… Bundan yaklaşık 700 yıl önce çıktığı söylenen kargaşadan önce dünyanın dengeleri çok farklıymış. En güçlü canlı, insanmış. Oysa şimdi ben bir insan olarak daha ne kadar hayatta kalacağımı bilemediğim için bu mektubu yazmaya karar verdim. Okuduklarıma göre eskiden herşey biz insanlar için çok farklıymış… şimdi ise her an yakalanacağım korkusuyla yaşıyorum.
Dünyayı ele geçirdikten sonra hayvanların yaptıkları ilk iş, insan mezbahaları kurmak olmuş; yakaladıkları insanları toplu olarak kamyonlara yüklüyorlar; susuz, ayakta günlerce süren yolculuklardan sonra bazıları cansız bedenleriyle, canlı kalanlar ise son kalan güçleriyle sürüklenerek kesim odalarına alınıyor. Çocuklarım eve 2 dakika geç kalsa aklımdan neler geçiyor bir bilseniz… Ve bu vahşete hayvanların söylediği tek şey yaşamak için ihtiyaçları olan proteini bizden aldıkları. Kuzenim son nefesini kesildiği mezbahada, bir aslana tabakta sunulmak için verdi. Neyse ki ağrısız kesim yapıyorlarmış… çok acı çekmeden öldü.
Geçenlerde yolda bir tilki gördüm; sırtında insan derisinden bir palto vardı; öyle bir havayla yürüyordu ki inanamazsınız, sanki katil değil de çok önemli birşey yapmış kadın edasıyla... Eskiden hayvanlar makyaj yapmazmış ama şimdi bir sürü kozmetik ürünü kullanıyorlar tüyleri ve ciltleri için. Hayvan ile insan bünyesinin çok farklı olmasına rağmen üzerimizde yapılan deneylerin onların bir işine yaramayacağını hiçbirimiz anlatamıyoruz. Hayvanlar sahip oldukları ileri teknolojiyi artık istedikleri gibi kötüye kullanıyorlar. İlaç deneyleri için her yaştan ve her ırktan insanları zorla alıkoyup labaratuvarlarda üretiyorlar.
Bir anne olarak çocuklarım büyüyünceye kadar hiçbir zaman rahat uyuyamayacağım; etobur olan hayvanlar tabaklarında yedikleri insan etinin en lezzetlisinin çocuk eti olduğunu düşündükleri için körpecik küçük insan yavrularını alıp, özellikle de pirzola dedikleri leğen kemiklerinin etli kısmını özel soslarla servis ediyorlar. Bir anne nasıl buna göz yumar? Hayvanlar da anne olmuyorlar mı hiç?
Bir de sokaklarda yaşayan sahipsiz insanlar var! Bu da tüm dünyada çok önemli bir sorun teşkil ediyor. Hayvanlar bize hiç yaşam alanı bırakmıyorlar, sokak insanları hayvanlara ait binaların önünde, paspaslarda, terk edilmiş binalarda yatıyorlar geceleri. Tüm hayatlarını buralarda geçirimek zorundalar; buralarda çocuklarını doğurup büyütüyorlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yoldan geçen hayvanlardan tekme yiyorlar, kovuluyorlar ve her türlü kötü muamele görüyorlar. Son yıllarda “insan barınağı” denen yerler kurdular; çok düzenli çalışıyorlar. Sokaklarda yaşayan insanları avlayan kaplanlar onları barınaklara taşıyor ve orada görevli kurtlar ise onları kafeslere kapatıyorlar. Yaşam şartları korkunç, ancak bir hayvan bir insanı sahiplenirse oradan kurtuluyorlar, tabi bu durumda da ne tür bir hayvanın eline düştükleri çok önemli.
1m x 1m kafeslerde geçer mi bir insan ömrü? İnsan nasıl isyan etmez böylesi bir duruma? Hayvanların ise hiçbir şey umrunda değil, sadece kendi çıkarlarını düşünüyorlar. Bir de artık gelenekselleşmiş insan sirkleri var; yine küçücük yavruları ailelerinden çalıp aklınıza gelebilecek her türlü rezilliği yaptırıyorlar; ateşten atlayan insan yavrusundan, kükreyen bebelere kadar… Yazacak o kadar çok şey var ki aslında…
Keşke bundan 750 yıl önce doğsaymışım da insan gibi yaşasaymışım!
Lale Alatlı






Muğla -Dalyan'da yaşıyorum
Muğla -Dalyan'da yaşıyorum Geçenlerde acilen İstanbul'a gitmem gerekti yavru kedim kendini iyi hissetmiyordu onu da yanıma alıp gözümün önünde olur ilaçlarını veririm diye düşünerek kutusuna koyup uçakta yanımda yola çıktık ama İstanbul'a indiğimizde kedim bulutlarda melek olmuştu çok üzüldüm. ama beni asıl üzen neydi biliyor musunuz?.. Bakırköy'de Minicik Kedimi gömecek bir toprak parçası bulamadım. Gecenin bir vakti elimde keserle onu gömebileceğim 1 parça toprak parçası arayıp durdum. Buldum ve onu teslim ettim. İNSANOĞLU Diğer canlılara hayattayken yaşam hakkı TANIMADIĞI GİBİ öldüklerinde de onlara şans tanımıyor ve onlar bir ÇÖP GİBİ çöp arabalarına atılıyorlar Çünkü her taraf beton ve insan dolu...Üzgünüm! Ama ben Maviş'ime Bakırköy'de bulamasam da Onca yolu yürüyüp onu üşümesin diye pembe peluşune sarıp sarmalayıp UZUN UYKUSUNA YATIRDIM. Ama ya diğerleri? diyerek İstanbul'dan boş kedi kutumla ayrıldım.
Çok zor anlar yaşamışsınız,
Çok zor anlar yaşamışsınız, kendimi sizin yerinize koydum ve sıkıntınızın bir parçasını hissettim. İşte üyesi olmaktan utanç duyduğum insan topluluğu... zeminden tavana her yeri asfalt ve beton döşeyip altında ve üstünde bizden başka tüm canlıları nefessiz bırakıyoruz... hiçbir hakka sahip değiller artık...
bir konu bu kadar guzel anlatilabilirdi ancak !
Yeni yorum gönder