Midilli-Yanıbaşınızdaki cennet!

Küçük Asya sahillerinden kopmuş ama fazla uzaklaşamamış, ışıklarını yıllarca göstermiş ama kısmen karanlıkmış,  çok yakınınızda olup çok uzak kalmış sizlerden… Bir adım öteniz ama binlerce adımla bitiremeyeceğiniz gümüş renkli ada..

O binlerce adımı attığınız dar sokaklarda,   yüzyıllarca belki de sizin dostlarınız, akrabalarınız, atalarınız yol aldı aynı güzergahlarda…
Sapfo’dan  Namık Kemal’e , Barbaros Hayrettin’den Odiseas Elitis’e  uzanan süreçteki gizemli bağları keşfetmek isteyenleri  bekliyor  Midilli ..

Akdeniz’in altıncı , Yunanistan’ın üçüncü büyük adası olan Lesvos’un  başkentidir  Midilli  (Mitilini) , ada iki kardeş körfez  Yera ve Kaloni ile Ege’ye atılmış bir çınar yaprağı gibi görünür kağıt üzerinde..Ama gerçekte zeytin yapraklarıyla kaplıdır her köşe..

M.Ö. 3000 yılından başlayan tarihi ile Yunanistan’ın en eski şehirlerinden biri. Adını adanın mitolojik kahramanı ve ilk kralı  güneşin oğlu Makaras’ın kızından almış..Homeros, İlyada ve Odysseia destanlarında Lesvos’tan çok defa bahsetmiş; Truva savaşları sonrası (M.Ö. 1100) Yunan kökenli Eoller’in burada yerleştiğini biliyoruz.. Eoller karşı kıyılarda da Gömeç, Armutova, Mandra ve Ayazma çayı ve çevresini  kendilerine yurt edindikleri için bu bölgeye de “Midillililerin Sahili” adını vermişler..Lesvos kolonileri çok uzak bölgelere, Trakya ve Çanakkale boğazına, Eceabat’a kadar uzanmış.

M.Ö. 6. yy.da  tarihin çok önemli şahsiyetleri yaşamış burada, Midilli’li Pittakos, dünyanın ilk politik şairi Alkeos ve tabii ki antik tarihin en önemli kadın şairi Sapfo...

Klasik dönemde Peloponnes savaşları ile Midilli’nin en parlak devri başlar. Zenginliği ve gücü nedeniyle Atina ve Isparta arasında rakip kutuplar oluşturur.

Sonraki dönemlerde Büyük İskender ile ittifak kuran ada, onun ölümünden sonra Ptolemeon devletine bağlanır.
Nihayet M.S. 88 yılında Roma İmparatorluğunun ve devamında Bizans’ın bir parçası olur. 1204’ten 1261’e kadar Latin haçlıların akınlarına uğrayan ada 1355 yılında Bizansa verdikleri destek nedeniyle kral Paleologos tarafından Cenovalı Gateluzos  ailesine teslim edilir. Adadaki latin hakimiyet 1462’de  Fatih Sultan Mehmet’in işgali ile sona erer. Osmanlı egemenliği 1912 , Birinci Balkan Savaşına kadar, yani tam 450 yıl boyunca devam eder..

Antik dönemlerden beri her zaman tarihe adını altın harflerle yazdıranları yetiştirmiş ada, bu Osmanlı ve sonrasında da devam etmiş.. Barbaros Hayrettin, kardeşi Oruç Reis, Piri Reis gibi Osmanlı donanmasının en büyük denizcileri buradan başlamışlar efsanelerini yazmaya..
Bugünkü Midilli kenti , Limni ve Agios Efstratios adaları ile birlikte Ege Bakanlığı’nın, Kuzey Ege Bölge Valiliği’nin ve Yunanistan Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nün yer aldığı önemli bir yönetim merkezidir aynı zamanda..Kenti  Akdenizdeki en büyük kalelerden biri olan  Bizans Kalesi süsler, kalede Osmanlı esintilerini 1677 yılında eklenen medrese ve hamam ile görebilirsiniz..Burası adanın canlı bir organı gibidir, yaz boyunca pek çok kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapar.

Metropol Kilisesi(17. yy.) ve görkemli mimarisi ile  Ayos Therapontos kilisesi de ruhani bir fon katar kentin siluetine..
Şehrin çarşısı da olan ünlü Ermou yolunda eski mahalleye doğru ilerlerken 1825 yılında Nazır Mustafa Ağa Kulaksız’ın yaptırdığı Yeni Cami çıkacak karşınıza ilk önce ve hemen karşı sokağındaki Çarşı Hamam bütünleyecek dönemin Türk izlerini..İzler orada kalmayacak;  çarşının bitiminde, Halim Bey konağı-sergi salonunda bugün birbirinden seçkin tabloları seyretme fırsatı yakalayacaksınız.
Adanın zengin kültür ve tarih birikimine şahit olmak isterseniz gümrük bölgesindeki Eski ve Yeni Arkeoloji Müzeleri için de zaman ayırmanızı öneririz.

Midilli’nin kuzey çıkışından ilerlerken karşınıza Thermi kasabası çıkar.

Thermi’de  şifalı sularıyla Thermi Kaplıcaları ve bölgenin simgesi, eski otel “Sarlıca Palas” ın önünden geçeceksiniz. Daha kuzeyde Mandamados,  doğu Lesvos’un en enteresan mimarisi ile dikkatinizi çekecek. Köyün biraz dışındaki ünlü mucizevi Taksiyarhis kilise ve manastırında çok değerli tarihi parçalar sizleri şaşırtacak. Mandamados’un geleneksel çömlekleri de ün salmıştır. Bugün restore edilmiş hali ile kültür merkezi olarak faaliyet gösteren 19. yüzyıla ait zeytinyağı fabrikasında her yaz Türk ,Yunan ve Kıbrıslı seramik sanatçılarının ortak sergileri sizlere sanattaki barışın güzelliğini sunacak..

Kuzeyde ortaçağdan kalma özgün mimarisi ile adanın sembolü haline gelen turistik sayfiye beldesi Molivos, mağrur kalesi ile sizleri selamlar.. Molivos Kalesi Ortaçağlardan günümüze kadar dimdik ayakta kalmış, çevresindeki taş ve cumbalı evleri, taş döşeme patika yolları, camisi, çeşmeleri ve şirin limanı ile ününü dünyaya duyurmuştur..Molivos’un hemen yanı başındaki bir başka sahil kenti Petra’ya yaklaştığınızda karşınıza ilk önce dev bir kaya ve zirvesine yerleşmiş, 114 basamaklı Panaya Glikofilusa  kilisesi çıkacaktır.  Hem Petra hem Anakso sahilleri uzun kumsalları ile adanın en çok turist çeken bölgelerinden biridir..

Adanın batı bölgesinde , Sigri’de,   1757 tarihli küçük Osmanlı kalesi ve  bir doğa harikası olan Lesvos Fosilleşmiş Orman Müzesi - Jeo Parkı doğa ve tarih sentezinin dünyadaki çok nadir örneklerinden kabul edilmektedir.

Eresos beldesi de manevi gelenekselliği ve arkeolojik kalıntıları ile görülmeye değer bir başka yer bu bölgede..4 kilometre ileride şair Sapfo’ya ilham olan Skala Eresos  sonsuz kumsalı ile deniz ve tarih  diyenler için ideal bir seçenek..

Lesvos’u tam ortasından bölen  Kaloni  körfezi ve kenti, yazın ünlü sardalya şenliklerinin düzenlendiği kumluk sahili  ve göçmen kuşların uğrak yeri olan koruma altındaki tuzla bölgesi de  çevreci turistlerin  hiç eksik olmadığı özel bir ortam.

Kaloni’den Midilli merkeze doğru yol alırken çam ve kestane ormanları arasından yükselen Olimpos dağı ve hemen yanıbaşındaki Ayasos köyü, Panayia Ayasotisa kilisesi ile ortodoksluğun ve geleneksel değerlerin emanetçisi olmuş yüzyıllarca.. Köylülerin  seramik, dantel, ahşap oyma ürünlerini sergilediği dar sokaklardan geçerken şirin kahvehanelerde mola vermeyi sakın unutmayın..

Güneyde  zeytinlikler ve zengin köyleri ile Yera Körfezi ve devamında tarihi Plomari şehrini bulacaksınız.  Plomari yolunda önce Trigona ve Plagia, sonra billur suları ile muhteşem Ayo İsidoro sahilini geçeceksiniz. Plomari girişinde eski Ege’nin en iyi tersanelerinden biri olan “tarsanades”  bölgesi bulunmaktadır. Ayrıca yine eskiyi günümüze taşıyan zeytinyağı fabrikaları, tabakhaneler ve günümüzde restore edilerek modern bir kültür merkezi haline getirilen eski sabun fabrikası ilginizi çekecek.

Ama tabii Plomari denince akla ilk gelen şey 200 yıldır süregelen uzo geleneğidir, birçok imalathanenin bulunduğu kente Uzo Cenneti demek abartılı olmaz, Ege’nin kıyısında, taze balık eşliğinde yudumladığınız uzonun verdiği keyif karşı kıyılardaki kardeşi rakıyı hiç aratmayacak..

20. yüzyılın başlangıcında ekonomide doruklarda bulunan Midilli adası, şehir ve köy modeli arasında özel bir bağ oluşturdu. Şehirleşme devam ederken gelenek dışlanmadı.. Bu canlı geleneği kaldığı süre içinde ziyaretçi de algılayabilir. Dini bayram ve panayırlar( Aya Paraskevi ve Mandamados’ ta  Boğa festivalleri, geleneksel karnaval kutlamaları, Petra ve Ayasos’ ta 15 Ağustos kutlamaları ) bu amacı gerçekleştirmek için bir fırsat daha sunarlar. Yaz panayırları arasında eğlencenin yanında Lesvos’ un geleneksel ürünlerinin de sergilendiği Midilli-Uzo Festivali, Skala Kalloni-Sardalya Festivali, Petra-Trol Festivallerine katılmanızı tavsiye ediyoruz.

Mutfak konusunda Lesvos muhteşem ürünleri ile çıkar karşımıza; natürel zeytinyağı, taze balık, ıstakoz ve diğer deniz ürünleri, tuzlama balık ( Kalloni’ nin meşhur sardalyası ), doğal otlayan hayvanlardan elde edilen süt ürünleri ( yoğurt, yağ peyniri ve lor peyniri meşhurdur ), badem ezmesi, helva ve reçelleri, uzoya eşlik eden zengin mezeleri.. Tüm bu ürünler dışında küçük aile işletmelerinin ürünleri ve diğer farklı lezzetleri ziyaretçi pek çok köyde bulunan Kadın Kooperatiflerinden sağlayabilir. Küçükasya etkisinde kalan ada mutfağı, kokulu baharatların ölçülü ve yaratıcı kullanımı ile kendine has bir karakter gösterir. Orjinal lokantaların çoğunda saf malzeme ile yapılmış ev yemeklerini tadabilirsiniz.

Osmanlılar adayı  üretkenliğinden dolayı  “imparatorluğun bahçesi” olarak  adlandırmıştır.

“İMPARATORLUĞUN BAHÇESİ” NE HOŞGELDİNİZ !

[[{"type":"media","view_mode":"media_original","fid":"11251","attributes":{"alt":"","class":"media-image","style":"width: 480px; height: 271px;","typeof":"foaf:Image"}}]]